Askerî Devrim ve Osmanlı
Askerî Devrim Kuramı
Askerî tarihin en köklü dönüşümlerinin yaşandığı bir çağ olarak kabul edilen Erken Modern Devirde, muharebe taktiklerinden savaş stratejilerine, orduların mahiyetlerinden boyutlarına, teknolojik yeniliklerden devletlerin bürokratik ve ekonomik yapılarına kadar geniş bir yelpazede radikal dönüşümler yaşandığı iddia edilmektedir. Özellikle 16. Ve 17. Yüzyıllar mevcut ile yeni silah teknolojilerinin muharebe meydanlarında, kale muhasaralarında ve deniz muharebelerinde bir arada kullanıldığı bir geçiş dönemidir. Dolayısıyla bu değişimlerin sebeplerini ve sonuçlarını anlayabilmek ve açıklayabilmek için tarihçiler tarafından bir dizi teori ve kavram ortaya atılmıştır.
Bu açıdan Michael Roberts’ın 1950’lerde ortaya attığı “askerî devrim” teorisi bu dönüşümlere parmak basan etkili bir çalışmadır. İsveç Kralı Gustavus Adolphus üzerine yazdığı iki ciltlik eserinden ziyade, 1955 yılında Belfast’ta sunduğu “The Military Revolution, 1560-1660” başlıklı tebliğiyle tanınan Roberts; bu çalışmasıyla sonraki dönem askerî tarihçilerini derinden etkilemiş ve üzerinde çokça tartışılan “askerî devrim” kavramının fikir babası olarak literatürdeki yerini almıştır. Tebliğin başlığından da anlaşılacağı üzere Robers’a göre Avrupa askerî tarihindeki belirleyici dönüşümler 1560-1660 yılları arasında gerçekleşmişti. Bunun sebebi Roberts’ın, batı askerî dünyasında fark yaratan değişimleri, Hollandalı devlet adamı Maurice van Oranje ve İsveç kralı Gustavus Adolphus’un askerî reformlarında bulmuş olmasıdır. Roberts’a göre bu dönemde gerçekleşen askerî devrim, özünde menzilli silahları yakın temasta etkili kullanma; vuruş gücü, hareket kabiliyeti ve savunma gücünün nasıl bir araya getirileceği sorununu çözmeye yönelik başka bir girişimin sonucuydu.1 Roberts’ın tasavvurunda, askerî gelişim ve ilerleme saf bir taktiksel hüviyet taşımaktaydı. Buna göre Maurice van Oranje, komutası altındaki tüfekli piyadeleri, düz ve ince saflar boyunca kitlesel ateş açabilen ve muharebe meydanında eşgüdümlü manevralar yapabilme kabiliyetin sahip ufak taktik birimler olarak teşkilatlandırmıştı. Lâkin böylesine bir taktik değişiminin gerçekleşmesi için askerlerin özel olarak eğitilmeleri gerekmekteydi. Böylece Oranje hanedanı barış zamanında terhis edilmeyen daimî bir ordu oluşturdu. Onları takiben de diğer batılı hükümetler düzenli ordular oluşturmaya başladılar. Roberts’a göre gerçek anlamda ilk talimli ve daimî orduların ortaya çıkması birçok devrimci nitelikte gelişmeye önayak olmuştu. Özellikle 17. asrın ortalarında Avrupa’da yaşanan askerî çatışmalar batılı devletlerin altından kalkamayacağı finansal sorunlar ortaya çıkarttı. Artan maliyetler ile başa çıkmak zorunda kalan batılı devletler daha gelişmiş bürokratik sistemler inşa etmeye başladılar. Sonuç olarak 17. asır mutlak ve merkeziyetçi monarşilerin doğuşuna tanık etmişti. Roberts’a göre 1660 yılına gelindiğinde modern savaş sanatı doğmuş, Avrupalı toplumlar nihayet kendilerini 20. yüzyılın büyük yıkımlarına taşıyan bir militarizasyon sürecine girmişlerdi.2 Böylelikle Roberts, “evrim” ya da “gelişim” gibi süreç odaklı fikirleri bir kenara bırakıp, devrimi çok daha katı sınırlar içinde tanımladı.
Askerî devrim kuramının isim babası Michael Roberts olsa da bu kavramı erken modern dönem tarihini açıklama iddiasındaki bir kurama dönüştüren kişi kuşkusuz, Geoffrey Parker’dır. Parker, “The ‘Military Revolution’, 1550-1560, -a Myth?” başlığıyla Roberts’ın aynı adlı makalesini hedef aldığı yazısında, M. Roberts’ın tarih ettiği şekliyle bir askerî devrimin varlığından duyduğu şüpheyi dile getirmişti. Buna karşın G. Parker, Roberts’ın erken modern dönem askerî tarihine dair ileri sürdüklerini dört temel sav –taktiksel dönüşüm, stratejik değişim, orduların niceliksel büyümesi ve savaşın sosyo-politik etkileri- üzerinden tekrar ele alarak bunları askerî devrim literatürüne kalıcı olarak yerleştirdi. Parker özellikle, M. Roberts’ın askerî devrim tezinde İspanyol ordusunu Birleşik Eyaletlerde neşet eden askerî yenilikler karşısında çaresiz kalan bir anti-tez olarak resmedişini isabetsiz bulmuştu. Parker, 16. yüzyıl sonlarında Alçak Ülkeler’deki isyanlarla mücadele eden İspanyol ordusunun iddia edildiği kadar hantal olmadığını ortaya koyuyordu. Ayrıca İspanyollar, bu dönemde askerî açıdan saygı duyulan önemli bir kuvvet idi. Etkili bir ateş gücüne sahip olmalarının dışında, İspanyol süvarileri, hafif teçhizatlı Osmanlı süvarilerini andıran kılıkları ile hem savaşın seyrine etki edebiliyor hem de kırsalda güvenliği sağlıyordu.3 Parker, İspanyol ordusu konusundaki ayrılıklarından sonra bir kez daha Roberts’ın yolunu takip ederek askerî tarihin devrimci gelişmelerini sıralamaya Hollanda örneğinden başlamıştı. Zira yaylım ateşinin Maurice van Oranje ve Willem van Nassau tarafından icat edilmesi, Parker’ın formüle ettiği askerî devrim tezinin ilk sacayağıydı. Yaylım ateşinin icadı, her ne kadar askerî devrim tartışmaları kapsamındaki diğer gelişmeler kadar ön planda tutulmasa da Parker yaylım ateşine bir hayli değer atfetmekteydi.4 Parker’ın buradaki tutumu, dünya askerî tarihini ele alırken takındığı genel tutumla uyumluydu. Nitekim yaylım ateşinin icadına dair kurgulanan anlatı, askerî devrim bütününe sirayet eden idealist ve kitabî yaklaşımın somut bir örneğini teşkil eder. Bu perspektif, askerî alandaki tekâmülü, Antik Yunan ve Roma mirasını yeniden yorumlayan askerî şahsiyetlerin entelektüel başarısına mal etmeye ya da “batı” kökenli askeri inovasyonları, “doğu” zihniyetinin idrak sınırlarını aştığı varsayılan matematiksel ve rasyonel bir düzlemde meşrulaştıran bir zemine oturtmaya yaramaktadır.5
Ek olarak Parker, askerî devrime giden yolun trace italienne yani yıldız tabya istihkamından geçtiği iddiasıyla tartışmayı teknoloji merkezli bir zemine taşımıştı. Buna göre ilk örnekleri 15. yüzyılın sonlarında İtalya’da ortaya çıkan, ateşli silahlara sahip ordulara karşı koyabilecek alçak ve kalın duvarlarla örülü bu yeni tip istihkamlar, orta çağa özgü dik ve ince surlara sahip istihkamların yerini almaktaydı. Yıldız tabyalar ateşli silahların saldırgan tarafa sağladığı avantajları müdafiler lehine dengelemekteydi. Bundan dolayı erken modern devirde askerî faaliyetler daha durağan ve savunma ağırlıklı bir yapıya dönüşmekteydi. Parker’a göre yıldız tabyaların bulunduğu bölgelerde muharebeler daha az sıklıkla gerçekleşmekte ve önemsizleşmekteydi. Muharebeler nadiren savaşın kaderini belirliyordu. Bu yüzden dönemin kumandanları muharebe etmeye sıcak bakmıyorlardı.6 Parker’ın nazariyesinde erken modern dönemde batılı orduların mevcudiyetinin artmasının başta gelen sebebi de trace italienne idi. Parker’a göre askeri devrimin kalbi Habsburg toprakları ve onun komşuları olan İtalya, İspanya, Fransa ve Hollanda idi. Erken modern dönemde bir bölgede askerî devrim yaşanıp yaşanmadığını anlamanın yolu o bölgede yıldız tabya istihkamının var olup olmadığından geçmekteydi.7 Lâkin Parker’ın askerî alanda gözlemlenen büyümeyi teknolojik gelişmeler ile açıklamadaki ısrarı beraberinde bazı eleştirileri de getirdi. Bazı araştırmacılara göre, trace italienne’i savunma mimarisinin doğal gelişim sürecinden soyutlayarak; onu tek başına devrimsel bir dönüşümün göstergesi veya tetikleyicisi olarak konumlandırmak hatalı bir yaklaşımdı.8
Parker’ın orta çağ ile erken modern dönem ordularını kıyaslayarak, piyade ve süvariler ile orduların artan boyutları hakkında yaptığı çıkarımların eksik yanları da vardı. Örneğin, piyadeler 14. yüzyılın başında bile muharebelerin kazanılmasında mühim rol oynamaktaydı. Süvariler tek başına nadiren zaferi garantiliyordu, lâkin piyadeler ara sıra da olsa tek başlarına muharebeyi kazandırabiliyorlardı.9 Orta çağ ile erken modern dönem arasında ordu kompozisyonlarında devrimci kırılmaların yaşandığını söylemek zordu, zira harp sahalarının taktiksel kurgusu, öteden beri süvari, piyade ve menzilli birliklerin müşterek harekâtı üzerine bina edilmişti. Lâkin erken modern dönemde batı ordularının mevcudiyet bakımından kayda değer bir büyüme yaşadığı itiraza mahal vermeyecek şekilde açıktır.10 Ancak bu büyümenin nedeninin trace italienne olduğunu iddia etmek pek de isabetli olmayacaktır. Örneğin, M. Kingra’nın bu meseleyi İspanya ve Hollanda ekseninde ele aldığı çalışmasındaki tespitlerine göre Alçak Ülkeler’de istihkamların ezici çoğunluğu trace italienne tarzında değildi.11 Buna rağmen Hollanda ordusu 1620’den 1629’a kadarki 9 yıllık süreçte 3 kattan fazla artmıştı.12 Ordu mevcudiyetinin artışında trace italienne’nin doğrudan bir etkisi olmadığına göre, bu büyümenin sebebi –orduyu finanse edebiliyor olmak dışında- İspanya’ya karşı verilen mücadele de yatıyordu. Aynı şekilde İspanyol ordusunun mevcudiyetinin büyümesinin altında yatan sebep trace italienne değil, İspanya’nın Alçak Ülkeler’deki isyancılar ile baş etmek için seçtiği stratejiydi. İspanyollar, Alçak Ülkeler’de devasa garnizonlar kurup, isyancıların dışarı ile bağlantısını kesip yalnızlaşan isyancıları üstün kuvvetleri ile yenmeyi hedefliyorlardı.13
Erken modern dönem ordularının Antik Yunan ve Roma modelleri üzerinden okunması, tarih yazımında savaşın pratik gerçekliğinin göz ardı edilmesine yol açtığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Bu bağlamda, 15. ve 18. yüzyıllar arasındaki askeri yapıları Yunanlı ve Romalı “ata”larına benzetme ve modernitenin öncüsü sayma çabasının, Askeri Devrim tartışmalarını savaş sahasının “tozlu ve kanlı gerçekliğinden” kopararak, konuyu aşırı idealist ve farazi bir düzleme hapsettiği öne sürülmüştür.14 Buna paralel olarak, batıda askerî çarpışma kültürünün değiştiği, bir “batı tarzı savaş”ın meydana geldiği iddia edilmiş, askerî devrim, bazı araştırmacıların nazarında batının üstünlüğünün açıklanmaya çalışıldığı bir teze dönüşmüştür.
Askerî Devrim Tartışmaları ve Osmanlı
Batı tarzı bir savaş anlatısı oluşturmanın ve sadece batıya özgü bir askerî gelişim çizgisi çizmenin kendince bazı zorlukları bulunmaktadır. Özellikle askerî devrim için son derece önemli görülen gelişmelerinden bazılarının batılı olmayan Osmanlılar, Çinliler ve Japonlar tarafından da tatbik edilmiş olması, devrim tezinin içinde barındığı terakkilerin batıya özgü olduğunu iddia etmeyi zorlaştırmaktaydı. Bu durum bazı askerî tarihçilerin daha evrensel bir askerî tarih yazımına yönelmelerine sebep oldu.15 Lâkin Parker gibi bazı tarihçiler de askerî devrimin batıya özgü olduğu hakkındaki görüşlerinde ısrarcı olmayı tercih ettiler. Parker’a göre Avrupa dışındaki her türlü askerî yenilik istisnaî tekil örnekler idi; çeşitliliğe ve açıklığa sahip olmayan bu kültürler16 kümülatif bir bilimsel ilerlemeye sahip değillerdi. Oysa batılılar, Antik Yunan’dan itibaren birikimli bir ilerlemeye sahiplerdi. Batının bu ortaklaşa ürettiği bilimin batılı olmayanlara yayılması gibi bir dezavantajı vardı, lâkin batılılar, batılı olmayanlardan her daim bir adım öndeydi.17
Parker’a göre batı dışındaki kültürlerde savaş, kitlesel muharebeler yerine ritüel ağırlıklı kahramanlık gösterileri içeren, küçük bir kitlenin toplumun kalanının kaderini belirlediği mücadeleler idi. İçinde barındırdığı bazı özellikler sayesinde her daim teknolojiye değer veren ve disiplinli ordulara sahip olan batılılar ise düşmanı imha etmek üzerine olan bir savaş geleneği inşa etmişlerdi. Bu düşmanı imha etmek yerine esir almaya çalışan kültürlerin kavramakta güçlük çektiği bir durumdu. Ayrıca, batılı hükümetler değişen şartlara uyum sağlama konusunda avantajlıydı. Modernleşme ve askerî harekatlar için gerekli olan devasa meblağları temin etmek konusunda da batılı olmayanların aksine gerekli sistemleri tesis edebilmişlerdi.18 Bu açıdan bakıldığında batılı ülkelerin, batılı olmayanlar üzerinde tahakkümü altına alması kaçınılmaz bir olaydı. İçlerinde barındırdıkları kültürel ve yapısal özellikleri sebebiyle batılı olmayanların kavramakta zorlandıkları sistemler geliştiren batılıların, küresel bir tahakküm kurması kaderin tecellisiydi.
Peki Osmanlı bu tablonun neresindeydi? Askerî devrim tezi Batı’nın nasıl ve neden üstün olduğunu açıklamayı hedeflediğinden, çizdikleri tabloya Osmanlı’yı dahil edenlerin yazılarında Osmanlı, Batı’nın bu atılımlarının başarılı olduğunu kanıtlamaya yarayan bir anti-tez işlevi görmekteydi. Colin Imber’e göre askerî devrim daha 1593-1606 Osmanlı-Habsburg savaşında gözle görülür sonuçlar vermekteydi. 16. asrın ikinci yarısında gerçekleşen yeniliklerden bihaber olan Osmanlılar, Habsburgların üstün ateş gücü ve askerî devrimin doğasına uygun “defansif” formasyonları gibi yenilikleri karşısında çaresiz kalmıştı.19
Osmanlıları bir anti-tez olarak görenlerden biri de John F. Guilmartin idi. Imber gibi Osmanlıların, askerî alandaki 16. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen atılımları kaçırıp, hasımlarından geriye düştüğünü düşünen Guilmartin’e göre Osmanlıları ele alarak, askerî devrimin ne olduğu ve neden kök salıp, büyüyüp geliştiğini veya nerelerde anlık bir gelişme döneminden sonra devamının gelmediğini anlayabiliriz.20 Halil İnalcık’a göre ise Habsburg piyadelerinin ateş gücü karşısında sıkıntıya düşen Osmanlılar çareyi köylüleri sekban olarak orduya almakta bulmuştu. Lâkin bu durum da iş gücünü kırsaldan çekip geleneksel Osmanlı düzeninin bozulmasına sebep olmuştu.21
Yine 1593-1606 savaşını konu alan başka bir çalışmada Tibor Szalontay, entelektüel açıdan dezavantajlı bir Osmanlı portresi çizmekteydi. Szalontay’a göre her ne kadar Osmanlılar “batı” teknolojini takip edip ithal etme konusunda başarılı olmuş olsa da ellerindeki bu teknolojinin önemini kavrayamamaktaydılar. Jozsef Kelenik‘in iddiasına göre 1593-1606 savaşında Habsburg ordusunun kitlesel yoğun ateş gücüne karşılık veremeyen Osmanlı ordusu, içine düştüğü taktiksel çaresizlikten ötürü düşmana umutsuzca taarruz etmekteydi. Lâkin yoğun ateş gücü sebebiyle çoğu asker menzile varamadan telef oluyordu.22
Belli ki Osmanlılar, yapısal ve zihinsel engeller sebebiyle çağın gerektirdiği değişimleri gerçekleştirmekte zorlanıyorlardı. Bunun bariz göstergelerinden biri sahra topçuluğunun inceliklerini anlayamayan Osmanlıların devasa toplar imal etmeye devam etmeleriydi.
Ateşli silahların sağladığı yoğun ateş gücünde olduğu gibi, askerî devrimin sacayaklarından biri olarak kabul edilen trace italienne de Osmanlıların kavrayışını aşmaktaydı. Kuşatma özelinde son derece kabiliyetli olan Osmanlılar, bu yeni bilimsel askerî mimari karşısında bir cevap üretememişler ve çareyi top bataryalarına karşı gelişigüzel kitlesel saldırılarda bulmuşlardı.23 Osmanlı için çizilen portre netti. Teknolojik açıdan batıya bağımlı olan Osmanlı, her daim batının gerisinden gelmekteydi. İthal ettiği teknolojiyi kavramakta zorluk çeken Osmanlılar, çağın gerekliliklerine ayak uyduramıyorlardı. Bu açıdan 16. yüzyılın sonlarına gelindiğinde ortada kendini yenileyemeyen bir Osmanlı vardı. Bu açıdan diğer batılı olmayanlar gibi Osmanlıların da Avrupa’nın gerisinde kalması kaçınılmazdı.
Osmanlıların askerî devriminin gerekliliklerini yerine getiremedikleri, batılılar vasıtasıyla elde ettikleri silahların doğasını ve askerî devrim sürecinde ortaya çıkan “bilimsel” yöntemlerle mükemmelleştirilen savunma tekniklerini kavramakta zorlandıklarını iddia edenler dışında konuya daha itidalli yaklaşanlar da elbet vardı. Zira Osmanlıyı anti-tez olarak değerlendiren tarihçilerin kanaatleri ile tarihi malzemenin bize sundukları arasında uyuşmazlıklar vardı.
Örneğin trace italiennenin ilk örneklerinin Osmanlı tarafından tatbik edilmiş olabileceğine dair buluntular vardı lâkin bunlar batı tarih yazımında tepkisiz kalmıştı.24 Osmanlıların askerî üretimde batıya bağımlı olduğu -özellikle İngiltere ve Hollanda’ya- savına karşılık G. Agoston, Osmanlı’nın yeterli sayı ve nitelikte silah ve mühimmatı kendi başına imal edebildiğini tespit etmişti.25 Osmanlıların topçuluktan anlamadığı ve bu yüzden büyük toplar dökmeye devam ettiği şeklindeki görüş de eldeki malzeme ile uyuşmamaktaydı. Zira aynı batılı hasımları gibi Osmanlılar da küçük ve orta boyutlu toplar dökmektelerdi ve en azından 18. yüzyıla dek top ve barut üretiminde kendilerine yetiyorlardı.26 Ek olarak Avrupa devletleri arasındaki karşılıklı etkileşim ve uzman transferi olağan bir süreçken, benzer etkileşimlerin Osmanlı söz konusu olduğunda bir “bağımlılık” veya “teknolojiyi kavramada eksiklik” olarak yorumlanması tutarsız bir yaklaşımdır.
R. Murphey’e göre Osmanlılar teknoloji üretimi, kaynak yönetimi ve ordu mobilizasyon gibi konularda batılı hasımları ile aynı çetin dünyanın aslî bir parçası olmakla beraber en azından 17. asrın sonlarına kadar lojistik ve iaşe yönetimi açısından az da olsa avantaj sahibiydiler.27
Günhan Börekçi, Uzun Savaş sırasındaki Osmanlıların tatbik ettiği yaylım ateşi tekniğinin kökenlerinin 16. yüzyılın başlarına kadar inebileceğini kabul eder. Ancak, askeri taktik ve bilgi akışının genel kabulün aksine ters bir yönde gerçekleşmiş olabileceği fikri oldukça radikal göründüğünden; 16. yüzyıl sonlarına kadar uygulanan, askerlerin sırayla ateş edip doldurduğu bu tekniği terminolojik olarak “yaylım ateşi” şeklinde tanımlama konusunda çekimser kalır.28 Parker, askerî devrimin kalbi olarak Avrupa’yı işaret ettiğinden, 16. yüzyıldan itibaren Avrupa dışında gözlemlenen askerî değişimler, Avrupa’nın bağrından yayılan askerî devrimin sonuçları olmalıdır. Börekçi’nin çalışmasından hareketle, nazarında askerî devrim açısından son derece mühim olan yaylım ateşi tekniğinin Osmanlılar tarafından da tatbik edildiğini kabul eden Parker’a göre bu teknik, batıdan Osmanlı’ya ithal edilmiş olmalıdır.29 F. Emecen ise yaylım ateşinin Osmanlı kökeni konusunda çok daha açıktır. Ona göre Osmanlılar en geç 16. yüzyılın başlarından itibaren yaylım ateşini tatbik etmekte idiler. 1526 yılındaki Mohaç Muharebesi’nde yaylım ateşi Osmanlılar tarafından tatbik edildiği gibi, aynı teknik 1539-1540 yıllarında Nogaylara karşı da tatbik edilmişti.30 Imber, erken modern dönem Osmanlı askeriyesi hakkında yazdığı daha geç tarihli bir makalesinde yaylım ateşi konusunda revizyonist bir tutum takınarak Willem van Nassau yaylım ateşini tarif ettiği şemaları için iddia edildiği gibi Roma’dan değil Osmanlı’dan esinlenmiş olabileceğini belirtmiştir.31 Ö. Kolçak’a göre Osmanlı yaylım ateşine dair tarihi atıfların 16. yüzyılın sonunda belirginleşmesinin sebebi, Osmanlı tüfekçisinin bir asırdır sahip olduğu bir alışkanlığı kitleselleştirme çabasıdır.32 Kolçak, erken modern dönemde gerçekleşen Osmanlı askerî dönüşümleri, Osmanlı’nın kendi iç dinamikleriyle açıkladığı eserinde Avrupa merkezli bakış açısının ürünü olan birçok iddiayı ele alarak okuyucuya geniş bir perspektif sunmaktadır. Kolçak’ın çalışması batılı tarihçilerin iddia ettiklerinin aksine Osmanlı Devleti’nin askerî devrim kapsamındaki yeniliklerin farkında olduğunu göstermektedir. Buna göre Osmanlı, 16. yüzyılın sonlarına gelindiğinde gelişime kapalı ve durağan bir yapıda değildi. Aksine Osmanlı’nın kendi iç dinamikleri -özellikle uzayan savaşlar sebebiyle halihazırda var olan sistemin yetersizliği- bu devirde bir değişim ve dönüşümün gerçekleşmesine sebep olmuştur.33
Son 20 yılda yapılan çalışmalar, Avrupa-merkezli tarih yazımının askerî devrim özelinde Osmanlı için biçtiği rolün yanlışlığını gözler önüne sermektedir. Osmanlı nezdinde ileri sürülen teknoloji bağımlılığı, değişime kapalılık veya tutuculuk, ateşli silahların doğasını ve önemini kavrayamama gibi savların doğru olmadığı açıktır.
Askerî Devrim tartışmaları, askeri tarihin “Batı’nın Yükselişi”ni meşrulaştıran bir araç olmaktan çıkarılıp, farklı coğrafyaların özgün şartlarına ve karşılıklı etkileşimlerine odaklanan daha kapsayıcı bir zemine taşınmalıdır. Osmanlı örneği, askeri modernleşmenin tek bir reçetesi olmadığını, her devletin bu yıkıcı dönüşüm çağında hayatta kalabilmek için kendi “devrimini” kendi iç dinamikleri ve stratejik ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Lâkin Osmanlı örneğinin askerî devrim tartışmalarındaki tam konumunu belirleyebilmek ve Osmanlı deneyimini derinlemesine kavrayabilmek için daha fazla çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Kaynakça:
Ágoston, Gábor. Barut, Top ve Tüfek: Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Gücü ve Silah Sanayisi. Çeviren Tanju Akad. İstanbul: Kitap Yayınevi, 2006.
Ágoston, Gábor. Osmanlı’da Ateşli Silahlar ve Askeri Devrim Tartışmaları. Çeviren Kahraman Şakul. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020.
Arnold, Thomas F. “16. Yüzyıl Avrupa’sında Savaş: Devrim ve Rönesans”. Top, Tüfek ve Süngü: Yeniçağda Savaş Sanatı 1453-1815 içinde, editör Jeremy Black, çeviren Yavuz Alogan, 30-52. İstanbul: Kitap Yayınevi, 2003.
Black, Jeremy. Rethinking Military History. London: Routledge, 2004.
Börekçi, Günhan. “A Contribution to the Military Revolution Debate: The Janissaries Use of Volley Fire During the Long Ottoman-Habsburg War of 1593–1606 and the Problem of Origins.” Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae 59, no. 4 (2006): 407–38.
DeVries, Kelly. Infantry Warfare in the Early Fourteenth Century. Woodbridge: The Boydell Press, 1996.
Emecen, Feridun M. Osmanlı Klasik Çağında Savaş. İstanbul: Timaş Yayınları, 2014.
Guilmartin, John F., Jr. “The Military Revolution: Origins and First Tests Abroad.” The Military Revolution Debate: Readings on the Military Transformation of Early Modern Europe içinde, editör Clifford J. Rogers, 299–333. Boulder: Westview Press, 1995.
Imber, Colin. “Ibrahim Peçevi on War: a Note on the ‘European Military Revolution’.” Frontiers of Ottoman Studies: State, Province, and the West içinde, editörler Colin Imber, Keiko Kiyotaki ve Rhoads Murphey, 2:7–22. London: I.B. Tauris, 2005.
Imber, Colin. “The Transfer of Military Technology and Tactics between Western Europe and the Ottoman Empire, c. 1400-c. 1600.” Turcica 51 (2020): 9–36.
İnalcık, Halil. Devlet-i ‘Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
Kelenik, Jozsef. “Macaristan’da Askeri Devrim”. Orta Avrupa’da Osmanlılar, Macarlar ve Habsburglar: Osmanlı Fetihler Çağında Sınır Boyları içinde, editörler Pál Fodor ve Géza Dávid, çeviren Özgür Kolçak, 171-229. İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2024.
Kingra, Mahinder S. “The Trace Italienne and the Military Revolution During the Eighty Years’ War, 1567-1648.” The Journal of Military History 57, no. 3 (July 1993): 431–46.
Kolçak, Özgür. Ok, Tüfek ve At: 16. Yüzyıl Osmanlı Askerî Devrimi. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023.
Murphey, Rhoads. Osmanlı’da Ordu ve Savaş 1500-1700. Çeviren M. Tanju Akad. İstanbul: Homer Kitabevi, 2007.
Parker, Geoffrey. “The Limits to Revolutions in Military Affairs: Maurice of Nassau, the Battle of Nieuwpoort (1600), and the Legacy.” The Journal of Military History 71, no. 2 (April 2007): 331–72.
Parker, Geoffrey. “The ‘Military Revolution,’ 1560–1660—a Myth?” The Journal of Modern History 48, no. 2 (June 1976): 195–214.
Parker, Geoffrey. The Military Revolution: Military Innovation and the Rise of the West, 1500–1800. Cambridge: Cambridge University Press, 1988.
Parker, Geoffrey, ed. Cambridge Illustrated History of Warfare. Cambridge: Cambridge University Press, 1995.
Roberts, Michael. “The Military Revolution, 1560-1660.” Essays in Swedish History içinde, 195–225. Minneapolis: University of Minnesota Press, 1967.
Michael Roberts, “The Military Revolution, 1560-1660,” Essays in Swedish History, (Minneapolis: University of Minnesota Press, 1967), s.196.
Roberts, “The Military Revolution,” s. 218.
Parker, Geoffrey. “The ‘Military Revolution,’ 1560-1660--a Myth?” The Journal of Modern History 48, no. 2 (1976): s. 199.
Geoffrey Parker, The Military Revolution: Military Innovation and the Rise of the West, 1500–1800 (Cambridge: Cambridge University Press, 1988), s. 19-24.
Özgür Kolçak, Ok, Tüfek ve At: 16. Yüzyıl Osmanlı Askerî Devrimi (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023), s. 18.
Parker, “The ‘Military Revolution’—a Myth?,” s. 204-206.
Parker, The Military Revolution, s. 24.
Kolçak, Ok, Tüfek ve At, s. 23.
Kelly DeVries, Infantry Warfare in the Early Fourteenth Century (Woodbridge: The Boydell Press, 1996), s. 2.
Parker, “The ‘Military Revolution’—a Myth?,” s. 206-207.
Mahinder S. Kingra, “The Trace Italienne and the Military Revolution During the Eighty Years’ War, 1567-1648,” The Journal of Military History 57, no. 3 (July 1993): s. 438.
Kingra, “The Trace Italienne,” s. 440.
Kingra, “The Trace Italienne,” s. 443.
Kolçak, Ok, Tüfek ve At, s. 25.
Jeremy Black, Rethinking Military History (London: Routledge, 2004), s. 66-103.
Geoffrey Parker’ın değimiyle “hakikati deney yerine vahiyde arayan ‘Köktendinci’ inançları benimseyenler veya devletin tüm araştırmaları mikro düzeyde yönettiği kültürler”
Geoffrey Parker, “The Limits to Revolutions in Military Affairs: Maurice of Nassau, the Battle of Nieuwpoort (1600), and the Legacy,” The Journal of Military History 71, no. 2 (April 2007): s. 369.
Parker, “The Limits to Revolutions in Military Affairs,” s. 366-372.
Geoffrey Parker, ed., Cambridge Illustrated History of Warfare (Cambridge: Cambridge University Press, 1995), s . 2-9.
Colin Imber, “Ibrahim Peçevi on War: a Note on the ‘European Military Revolution’,” Frontiers of Ottoman Studies: State, Province, and the West içinde, ed. Colin Imber, Keiko Kiyotaki ve Rhoads Murphey (London: I.B. Tauris, 2005), 2: s. 7-22.
John F. Guilmartin, Jr., “The Military Revolution: Origins and First Tests Abroad,” The Military Revolution Debate: Readings on the Military Transformation of Early Modern Europe içinde, ed. Clifford J. Rogers (Boulder: Westview Press, 1995), s. 302.
Halil İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009), s. 129-136.
Jozsef Kelenik, “Macaristan’da Askeri Devrim”, Orta Avrupa’da Osmanlılar, Macarlar ve Habsburglar: Osmanlı Fetihler Çağında Sınır Boyları, ed. Pál Fodor ve Géza Dávid, çev. Özgür Kolçak (İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2024), s. 222-223.
Thomas F. Arnold, “16. Yüzyıl Avrupa’sında Savaş: Devrim ve Rönesans”, Top, Tüfek ve Süngü: Yeniçağda Savaş Sanatı 1453-1815, ed. Jeremy Black, çev. Yavuz Alogan (İstanbul: Kitap Yayınevi, 2003), s. 38.
Kolçak, Ok, Tüfek ve At, s. 55.
Gábor Ágoston, Barut, Top ve Tüfek: Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Gücü ve Silah Sanayisi, çev. Tanju Akad (İstanbul: Kitap Yayınevi, 2006).
Gábor Ágoston, Osmanlı’da Ateşli Silahlar ve Askeri Devrim Tartışmaları, çev. Kahraman Şakul (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020), s. 59.
Rhoads Murphey, Osmanlı’da Ordu ve Savaş 1500-1700, çev. M. Tanju Akad (İstanbul: Homer Kitabevi, 2007).
Günhan Börekçi, “A Contribution to the Military Revolution Debate: The Janissaries Use of Volley Fire During the Long Ottoman-Habsburg War of 1593–1606 and the Problem of Origins,” Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae 59, no. 4 (2006): s. 407–438.
Parker, “The Limits to Revolutions in Military Affairs,” s. 358-359.
Feridun M. Emecen, Osmanlı Klasik Çağında Savaş (İstanbul: Timaş Yayınları, 2014), s. 39, 55-57.
Colin Imber, “The Transfer of Military Technology and Tactics between Western Europe and the Ottoman Empire, c. 1400-c. 1600,” Turcica 51 (2020): s. 20.
Kolçak, Ok, Tüfek ve At, s. 78.
Kolçak, Ok, Tüfek ve At.


