Böylece Dolaştı İzmit Şehrini Ali Kemal
Nazım Hikmet bu şiirinde, liberal aydın Ali Kemal’in Kasım 1922’de İzmit’te linç edilmesini anlatıyor.
Milli Mücadele aleyhindeki yazılarıyla tanınan, Damat Ferit Hükümeti’nde bakanlık yapan Ali Kemal, Sakallı Nurettin Paşa tarafından İzmit halkına linç ettirildi. Nazım Hikmet’in anlatımıyla Ali Kemal ve akıbeti:
“Kartallı Kazım köprünün orda bir ağacı gösterdi Tatar yüzlü adama: “- Şu köprünün dibindeki ağaç yok mu? Art ayakları üstüne kalkmış hayvana benzeyen ağaç? Şu, soldaki, koskocaman. Bak. Dalları köprüyü aşan. O dallara astılar ölüsünü Ali Kemal’in. İstanbul’dan kaldırıldı herif güpegündüz berberden, Beyoğlu’nda tıraş olurken. 338’de...” “- Kim bu Ali Kemal?” “- Gazete muharriri, İngiliz’den para alır. Adamıydı Halifenin. Gözlüklü şişman. Kan damlardı kaleminden, fakat murdar fakat pis bir kan. Gün olur daha derin daha geniş yara açar kalemin düşmanlığı mavzerin düşmanlığından.” “- İzmit bizde miydi o zaman?” “- Yeni girmiştik. İngilizler İstanbul’daydı daha. Ali Kemal’i çalıp getirdiler İngiliz’in mavi gözünden. Burda ‘Geliyor’ diye bir şayia çıktı altı yedi saat önce. İskeleye yığıldı millet. Belki İzmit halkının dörtte üçü kadınlara varıncaya kadar. Ben Ulu Caminin ordan bakıyorum gözümde dürbün. Göründü karşıdan motor nihayet, bata çıka geliyor. Koştum aşağıya. Ben iskeleye inmeden çıkarmışlar Ali Kemal’i motordan. Şurda tepede Saray Meydanında hükümet konağı var kolordu dairesi, oraya götürdüler. Konağın önü meydan sokaklar adam almıyor. Kaynıyor karınca gibi İzmit halkı. Fakat öfkeli fakat merhametsiz. Çoğu da gülüyor, bayram yeri gibi İzmit şehri. Hava da sıcak, gök de bulutsuz. Ali Kemal 20 dakka kaldı kalmadı konakta dışarı çıkarıldı. Attı bir adım. Etrafını subaylarla polisler almış. Kireç gibi yüzü. Sarışın. Birden ahali başladı bağırmaya: ‘Kahrol Artin Kemal...’ Durdu. Döndü. Arkasına baktı konağın kapısından tarafa, belki de geri dönüp içeri girmek için. Fakat yüzüne karşı kapıyı ağır ağır kapadılar. Yürüdü sallanarak on adım kadar. Ahali boyuna bağırıyor. Bir taş geldi arkadan başına çarptı. Bir taş daha bu sefer yüzüne. Kırıldı gözlükleri, bıyıklarına doğru kanın aktığını gördüm. Birisi, “Vurun,” diye haykırdı. Taş odun çürük sebze yağıyor. Muhafızları bıraktı Ali Kemal’i. Ahali kara bulut gibi çullandı üzerine alaşağı ettiler. Orda yerde yaptılar ne yaptılarsa. Sonra açıldı bir parça ortalık. Baktım ki yatıyor yüzükoyun. Ayağında bir donu kalmış kısa bir don. Çıplak eti pelte gibi tombul, beyaz. Bana hala nefes alıyor gibi geldi. Bir ip bağladılar sol ayağına. Hiç unutmam sol ayağında kundura, çorap filan yoktu fakat sağ bacağında çorap bağı kalmış. Başladılar ölüyü bacağından sürümeye. Yokuş aşağı, başı taşlara çarpıp gidiyor. Millet peşinde. Bir aralık ipi koptu. Bağlandı yenisi. İbret alınacak hal. Halkı kızdırmaya gelmez. Bir sabreder iki sabreder; her ne ise... Böylece dolaştı İzmit şehrini Ali Kemal. Sonra dedim ya astılar şu köprünün üstündeki dallara ölüsünü. Sonra ölüyü indirdiler fakat gömleği mi, donu mu ne iç çamaşırından bir şey öteki dalda bir iki ay sallanıp durdu. Sonra satıldı müzayedeyle saatı filan, çok sonra… Ben birini bilirim tek çorabını hatıra diye beş liraya alan.”
Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları, Yapı Kredi Yayınları, 26. baskı, İstanbul, 2013, s. 92-95.


