Dili Sadeleştirme: Ömer Seyfeddin’in anlayışı
“Türkçenin tasarruf etmiş olduğu Arapçaya, Acemceye yahut başka lisanlara mensup kelimeler tamamıyla Türkçe kelimeler demektir. Bu kelimeleri Türkçe addetmemek ne kadar hata ise, terk edilen ve artık avam tarafından tanımlayan Türkçe kelimeleri lisanımızın canlı unsurları sanmak da o kadar büyük şaşkınlıktır.
Bir lisanın canlı kelimeleri, halk tarafından manası bilinen ve tekellüm lisanında kullanılan kısımdır. Bu kelimelerin cezri itibarıyla başka bir lisana ait olmasının ehemmiyeti yoktur. Mesela Allah, peygamber, cennet, cehennem kelimeleri çalap, yalvaç, uçmak, tamu kelimelerinden daha Türkçedir. Çünkü bu kelimeler hayata maliktir. Lisanî bir mevcudiyetle yaşıyor. Ötekiler ölmüştür, yalnız bir müstehase varlığıyla eski lügat kitaplarında mevcudiyetini muhafaza ediyor.
Beş asırdan beri konuştuğumuz kelimeleri, menus denilen Arabi ve Farisi kelimeleri mümkün değil terk edemeyiz.
Sadrazam, şeyhülislam, Kurun-ı Vusta, tarih-i ceyli, ahlak, maarif, hukuk gibi...
Böyle ıstılahları lisanın hakikatinde yaşamayan eski ve ölmüş Türkçe kelimelerle tercüme ve tebdile kalkmak eski edebiyat lisanına taraftar olmaktan ziyade ilmî dalgınlığa delalet eder.
Türkçe cem edatından başka katiyen ecnebi cem edatları kullanılmayacak: ihtimalat, mekâtib, memurîn, hastegân yazacak yerde ihtimaller, mektepler, memurlar, hastalar yazacaksınız. Tabii kâinat, inşaat, maaliyat, ahlak, Müslüman gibi klişe hâline gelmişler müstesna...
Arabi ve Farisi kaideleriyle yapılan bütün terkipler terk olunacak. Tekrar edelim: fevkalade, hıfzıssıhha, darbımesel, sevkitabii gibi klişe olmuş şeyler müstesna...
Diğer Arabi ve Farisi edatları da atacaksınız: eya, ecil, ez, men, an, ender, bâ, berây, bî, nâ, ter, çi, çent, zihî, âlâ, fi, kâin, gâh, kâr, gîn, âsâ, veş, ver, nâk, yâr gibi edatlar terk olunacak; ancak tekellüme geçmiş, tamamıyla Türkçeleşmiş olan ama, şayet, şey, keşke, lakin, nâşi, hemen, hem, henüz, bari, yani gibileri kullanılacak. Unutmayalım ki terk olunmasını arzu ettiğimiz bu edatlar kullanılsa bile terkip kaideleri gibi lisanın tekellüme giren ‘sanatkâr’ gibi kelimeleri serbestçe söyler ve yazabiliriz.”
Hülasa, Arapça ve Farsça edatlar, cemler ve terkipler terk edilecek, dilde asırlardır yerleşmiş kelimeler değil. Mesela “mekatib” yerine “mektebler” denilmesini savunuyor, “mekteb” kelimesinin atılıp “okul” kelimesinin uydurulmasını değil.
Kaynak:
Ömer Seyfeddin: Makaleler (Dergah Yayınları).


