Gustave Le Bon’un Türk İstiklal Harbi Okuması (1923)
“Kitleler Psikolojisi”nin müellifi meşhur Fransız düşünür Gustave Le Bon, Lozan Antlaşması’ndan kısa bir süre sonra yayımladığı bir eserinde Türk İstiklal Harbi’ni ve onun sonuçlarını değerlendirmektedir:
“İslamcılığın büyük siyasi gücü, farklı ırklara o düşünce birliğini vermesinde bulunuyordu, ki bu her zaman farklı ırklardan insanlar arasında dayanışmanın en güçlü araçlarından biri olmuştur. Güncel olaylar, böyle bir birliğin etkinliğini göstermiştir. Görmüş bulunuyoruz ki, onun İngiltere gibi muazzam bir gücü Doğu’dan geri püskürtmeyi başardığı ortaya çıkmıştır.
İngiliz yöneticiler, Müslümanları Türkiye’den çıkarmayı hayal ettiklerinde, İslamcılığın bu gücünü göz ardı ettiler. Ancak bunu, sadece Türklerin değil, tüm dünyadaki Müslümanların onlara karşı ayaklandığını gördüklerinde anlamaya başladılar. Kendilerine zaten bir komiser atamış olan, kendini efendi gören İstanbul’u ellerinde tutabileceklerini düşünen İngilizler, sonunda yanılgılarının büyüklüğünü fark ettiler. Bu yanılgıyı özellikle şu şekilde kavradılar: Türkler, yenilmiş ve neredeyse silahsız oldukları halde, kendilerine dayatılmak istenen barışı reddettiler ve Yunanlıları İzmir’den çıkardılar. Bugün İslam, Avrupa’ya kafa tutacak kadar yeniden güçlü hale gelmiştir.
Tutkulu bir Presbiteryen1 olan İngiliz Başbakan Lloyd George, tüm bu felaketlerin asıl müsebbibi, hilale duyduğu öç nedeniyle Türkleri Avrupa’dan sürmeyi hayal etti, bu sebeple Yunanlıları İstanbul’a doğru yönlendirdi. O, kendi inancı kadar güçlü olan mistik bir inançla karşılaştı ve aynı anda bütün İngiliz sömürge gücü sarsıldı.
Türklere, kâfirleri İzmir’den çıkarmalarına müsaade ederek, Allah’ın kendi taraftarlarını himayesi altında yönlendirdiği ortaya çıktı. Lozan’da bu himaye daha da açık göründü, çünkü Avrupalı delegeler Müslüman delegelere karşı koyamadılar. Müttefikler bütün önemli noktalarda geri adım attılar.
Bir filozof için Müslümanların bu yeni tutumu baştan sona derslerle doludur. Bu, bir kez daha, dünyayı her zaman yönetmiş olan mistik güçlerin hâlen yönetmeye devam ettiğini göstermektedir. Dinî çatışmalardan kaçtığını sanan uygar Avrupa, şimdi onlardan her zamankinden daha fazla tehdit altındadır.”2
Lloyd George Presbiteryen değil, Britanya Protestan geleneği içinde Nonconformist bir kilise mensubudur, siyasette ahlaki-dini bir misyon anlayışıyla hareket etmiştir. Bkz. Jerry Gaw, David Lloyd George: The Politics of Religious Conviction.
Gustave Le Bon, Le déséquilibre du monde, Paris: Ernest Flammarion, 1923.


